Akbulut köyü Folklorunda Mendil


taskelikRamisse
Recep Hoca Bir Düğünde "Şirinlik Tepsisiyle" ve Davuldaki Mendil...


 

Mendilimde gül oya

Gülmedim doya doya

Dertlere karıyorum

Günleri saya saya

Al beni kıyamam sana

/Anonim

 

 

Öyle bir eşya düşünün ki hem neşede hem de tasada ortak kullanılsın. Ağladığımızda, güldüğümüzde, neşelendiğimizde, hüzünlendiğimizde o hep elimizde. Mendilden bahsediyorum. Gözyaşlarımızı sildiğimiz, sevgilimize yolladığımız, coşup eğlenirken salladığımız mendil. Daha düne kadar yanımızdan ayırmadığımız, yerine göre bir ilkyardım aleti, yerine göre temizlenme ve yerine göre güneşten korunma aleti olarak kullandığımız mendillerimiz de hayatımızdan yavaş yavaş çıkıp gitmektedir. Bugün kaç kişinin cebinde ya da çantasında bu mendillerimizden bulunuyor. Ya da “kâğıt mendil çıktı mertlik bozuldu” mu deseydik.

 

Türk Dil Kurumu’nun Türkçe Sözlüğünde Mendil; “Burun ve ter silmekte, el ve yüz kurulamakta kullanılan küçük, kare biçiminde dokuma veya yumuşak, ince kâğıt” ve “İçine bazı şeyler konulan dokuma, yağlık” olarak tanımlanmaktadır.

 

İşlevsel olarak bir silecek olan mendilin aslı Arapça “Mindil” dir. Genellikle burun, el, yüz, göz vb. uzuvlarımızın temizliği ve kurulanması için kullanılan mendil bu işlevi için genellikle pamuklu ve keten kumaşlardan yapılmış olsa da başka işlevler için ise ipekli ve daha değerli kumaşlardan yapılmaktadır.

 

Geleceği karanlık olan bez mendilimizin geçmişini aydınlatmak gerekirse tarihte mendili ilk defa İ.Ö. 6. yy.larda Roma Oyunlarında, oyunların başlamasını ve sona ermesini işaret etmek için “mapa” adıyla flama yerine kullanıldığını görüyoruz.

 

Mendilin Avrupa’daki tarihi hakkında Tamer KORUGAN’ın, Lüzumsuz Bilgiler Ansiklopedisi, 3. cildinde şu bilgilere rastlıyoruz. “On beşinci yüzyılda Fransız denizciler, doğu denizlerine yaptıkları keşiflerden, hafif ve ketenden yapılmış büyük bez parçalan ile döndüler. Bu bez parçalarını, tarlada çalışan Çinli işçiler başlarını güneşten korumak için kullanırken görmüşlerdi. Moda meraklısı Fransız kadınlar bu bez parçalarından hemen etkilendiler ve onlara başı koruyan veya kaplayan anlamında “couvrechef” adını verdiler. Bezler Manş denizini aşıp İngiltere'ye geçtiklerinde, İngilizce “başörtüsü” anlamına gelen “kerchief” adını aldılar. Ancak uygulamada bu bez parçaları güneş çıkana kadar (ki İngiltere'de epey beklemek gerekiyordu) elde taşındıkları için “el baş Örtüsü” anlamında “handkerchief” diye anılmaya başladılar. Yani bugün asıl amacı burnumuzu silmek olan mendilin başlangıçtaki görevi başı güneşten korumaktı.”

 

Kaşgarlı Mahmud’un Divan-ı Lügat-it Türk de mendil, Orta Asya Türkleri tarafından “ulatu” olarak adlandırılmış ve burun silmek için göğüste taşınan ipekli kumaş parçası olarak tanımlanmıştır. Mendil, Selçuklu ve Osmanlılarda hem süs hem de gereksinim olarak kullanılmıştır.

 

Türklerde mendil kavramı; çevre, elbezi, elçiti, dest-mal (Farsça) anlamındadır. Eski kaynaklar incelendiğinde, mendil, yağlık, çevre, makrama, destimal, destmal, yemeni, çember sözcükleri ile ifade edilmiş olduğu görülür.

 

Görülen odur ki Osmanlı Saray kültürünün de etkisiyle bizde mendil, Batı’daki önemini aşmış, başlı başına bir “Türk Mendil kültürü” oluşmasına yol açmış ve çeşitli amaçlar için ortak anlamlar ifade eden bir “sembol” olmuştur.

 

 

 

Kalem, Defter, Silgi ve Mendil

 

İlkokula giderken çantamızda olması istenen araç gereçlerin başına Mendil gelmekteydi. Hatta günlük ya da haftalık olarak yapılan tırnak ve saç muayenelerinde bizden istenen bir diğer eşyamız da cebimizde bulunması gereken temiz bir mendil idi. Gerçi bugün bile ilköğretimin birinci kademelerinde aranan bu mendiller o gün siyah olan “karaönlük” lerimizin etek ya da göğüs kısmında olan ceplerinde bulunmak zorundaydı. Okuldaki mendil kullanma zorunluluğu temizlik alışkanlığı edindirme amacı içindi. Elimiz ya da yüzümüzdeki kiri pası silmek ya da yıkanmış olan ellerimizi yüzümüzü kurulamak için kullandığımız bu mendillerimizi o gün aslında kirlenmesin diye kullanmamaya özen gösteriyor isek de aslında hep kirli olduğu için de yine kimseye göstermemeye dikkat ederdik.

 

 

Mendili yudum arıttım, Gülün dalında kuruttum

 

Mendil, kullanım alanı olarak ve esasen çirkin, hatta kirli ve pis sayılabilecek bir somut nesnedir. Mendilin gerçekte ne kadar estetikten uzak bir nesne olduğunu anlatmak için özellikle kış günlerinde yakalandığımız grip ve nezle hastalıklarıyla cedelleşirken hapşırık sonrası halimizi düşünmek kâfi gelecektir. Bu yönüyle mendil, hemen uzaklaştırılması çöpe atılması gerekli bir malzeme olarak görülmektedir. Tek kullanımlık kâğıt mendillerin icadı zannederim bu nedenledir. Oysa her çirkinliği güzelliğe, her kirliliği temizliğe, her sıradanlığı sanata dönüştürmekte mahir olan milletimiz mendili de öyle bir dönüşümle güzelleştirmiş, temizlemiş ve sıradan bir bez parçası olmaktan kurtararak el sanatlarının seçkin bir örneği haline getirmiştir.

   

Kültürümüz içinde mendil, çiçekle, gülle özdeşleştirilerek, sevgiliden sevgiliye sunulan bir hediye olarak ona aşk ve sevgi taşıyan bir anlam yüklenmiştir. Mendil bu yüzden edebiyatımıza, müziğimize ve oyunlarımıza konu olmuştur. “Mendilimde gül oya”, “İpek Mendil dane dane” “Sallasana sallasana mendilini…” gibi örnekler, Anadolu’da mendille anlatılmak istenen duygusal durumları göstermektedir. En duygulusu da Ferdi Tayfur’un “Emmoğlu” türküsündeki “Yüce dağ başında yayılır atlar, Yar mendil işlemiş ikiye katlar, Mezarın üstünde beş karış otlar, Bitmeyince gönül yardan ayrılmaz, Ayrılmaz emmoğlu ayrılmaz” dediği mendil değil midir?

 

Öte yandan Halk Edebiyatımızın zirvelerinden biri olan Keloğlan Masallarındaki Kahramanımız Keloğlan’ın yolculuğa çıkarken yanına aldığı iki şeyden biri uzun sopası ve diğeri de bu sopanın ucuna taktığı azık torbası değil midir? Büyükçe bir mendile sardığı azığı ise bir parça ekmek ve kuru soğandan başkası değildir.

 

 

Dini Motiflerde Mendil

 

Ömr-ü Hayatımızda önemli bir yeri olan dini inanışlarımız içinde de mühim işlevlerine tanık olduğumuz mendiller vardır. Bunlardan ilk aklıma gelen biri dağda çobanlık diğeri de şehirde ayakkabıcılık yapan iki kardeşin “erme” hikâyeleridir. İki kardeş de tasavvufta o kadar ilerlemişlerdir ki kimin daha çok Allah dostu olduğu konusunda bir birleriyle yarışa girmişlerdir. Dağda çobanlık yapan kardeş şehirde oturan kardeşine misafirliğe gelirken takvasını ispat için mendile sağdığı koyun sütünü getirip dükkâna asar. Ayakkabıcı olan kardeşi de nazire olarak kendi mendiline su doldurup kardeşinin süt dolu mendilinin yanına asar. O sırada dükkâna iki bayan müşteri gelir ve birlikte müşteriyle ilgilenirlerken çobanın sütü mendilden sızıp akmaya başlar. Çünkü çobanın gönlü kadına meyleder ve böylece sırrı çözülür.

 

Mendille ilgili aklıma gelen bir diğer dini hikâyemiz ise kötü yola düştüğü için oturduğu muhitten kovulan bir kadının ıssız çölde ilerlerken bir su kuyusunun başında dili bir karış dışarıda susuzluktan çatlamak üzere olan bir köpeğe su verme hikâyesidir. Kötü yola düşmüş olan bu kadın köpeğe acır ve su çekmek için bir kabı olmayan bu kuyunun dibine inerek mendilini ıslatıp, çıkarak köpeğin ağzına sıkar. Bu işi köpek suya kanana kadar tekrarlayan kadına Mevla’dan bir haber gelir ki yaptığı bu iyilikten dolayı geçmiş bütün günahları bağışlanmış ve üstüne üstlük Allah’ın Veli kulları derecesine yükseltilmiştir. 

 

 

Annemin Gül Oyalı Mendili

 

Mendil, yavuklular arasında hatıra, armağan olarak kullanıldığı gibi bir haberleşme aracı olarak da kullanılmaktadır. Mendil, şairin dediği gibi “suskun dillerin dili, sevdalı gönüllerin mektubu, utangaç yüreklerin ilan-ı aşkı olmuştur.” Her ne kadar günümüzde mendilin duygusal yanı azalmış olsa da hatıralarda hâlâ canlı duran mendillerimiz vardır. İşte bunlardan birisi de rahmetli Annemin nişanlılık döneminde babam için kendi elleriyle nakış nakış işlediği mendilidir. Bu yazıyı yazma nedenim olan bu mendile annem aslında kendi kaderini nakşetmişti. Yeri gelmişken bunu paylaşmak istedim.

 

Hayatımda ilk hatırladığım mendil annemin babam için “oyaladığı” bu mendil idi. El büyüklüğünde beyaz ve kalın bir bezin kenarlarını mavi renkli bir iplikle çarpı şeklinde sade bir şekilde işlemiş, dört köşeli olan bu mendilin üç köşesine gül niyetine papatyayı andıran çiçekler işlemiş ve dördüncü köşeye da babamın adını yazmıştı. İlkokula giderken mendil niyetine cebimize bir şeyler koymak için çıkınlarını karıştırırken elinde görmüştüm o mendili. Şimdi bir yerlerde hâlâ duruyor mu bilemiyorum ama evleneceği adamı ve onunla birlikte geçireceği bir ömrü hayal ederken, beyaz bir bez parçası üzerine işlediği “bir isim” ve o gün adı henüz konulmamış “üç çiçek” bugün aynıyla kaimdir. O mendile adını nakşettiği bir eşi ve “çiçek” diye işlediği üç evladı, kendisi terk-i diyar eylerken ardında bıraktıklarıydı. Ardında bıraktığı o mendil ve o mendilin üzerine nakşedilmiş ifadelerin bir benzerinin de şimdi kendisiyle birlikte olduğu bir tesadüf müydü ki? Yani üç çocuğuyla kendisi öte dünyada üç çocuğuyla eşi bu dünyada.  O’nunki bir hayaldi ve mendile işlediği hayalleri gerçek olurken bu defa kendisi hayal olmuştu. (Cümlesi Nur içinde yatsın.)

 

 

 

MENDİLLERİN İŞLEVİ

 

İşlevleri ve türleri bakımından çok çeşitlilik gösteren mendiller geçmişten günümüze kadar şu üç temel işlevi sürdürerek gelmişlerdir. Silecek, Ambalaj ve Sembol.

 

 

Temizlikte Silecek Olarak Kullanılan Mendiller

 

Mendil denince akla ilk gelen gözyaşı ise siz duygulu bir insansınız demektir. Acı, keder ve üzüntülü anlarımız gözyaşlarımızın sel olup aktığı duygusal anlardır. Bu durumda gözyaşlarımızı her ne kadar elerimizle silmeye çalışsak ta elimiz mutlaka bir mendil arayacaktır. Bu anlarda mendille birlikte uzanan bir “dost eli” aslında bizim üzüntüyü bırakıp yaşamaya dönmemizin habercisidir. Ayrılık anlarında sallanan mendiller kadar kavuşurken de sallanan mendiller neşede ve sevinçte akan gözyaşlarımızı silip kurulamak için kullandığımız çok değerli bir eşyamızdır. 

 

Devletimiz tarafından eğitim yoluyla İlkokuldan itibaren yerleştirilmek istenen mendil kullanma kültüründe mendile yüklenen temel işlev temizlik aracı oluşudur. Eskiden her gencin cebinde ayna, tarak, mendil ve kerata (ayakkabı çekeceği) bulunurdu. Özellikle günlük yaşamını evin dışında geçirenlerimizin vazgeçilmez aksesuarlarından olan bez mendillerin yerini şimdi tek kullanımlık kâğıt mendiller almıştır.

 

İşyerleri ve umuma açık bilumum yerlerin ana gider kalemleri arasında yer alan kâğıt mendil ve havluların temizlik için silecek olarak kullanılmasının sağlık açısından ne kadar yararlı olduğu tartışma konusudur. Birçok araştırmada bu tek kullanımlık mendillerin anlatıldığının aksine çok da yararlı olmadığı ileri sürülmektedir. Gerçek bir temizlikte su ve sabun ile yıkanmanın ötesinde kurulanmanın da birinci derecede önemli olduğu vurgulanmaktadır. Dokuma havlu ve bu iş için özel olarak üretilmiş mendillerle yapılan silme yoluyla kurulama işlemi esnasında temizlenen yüzeye uygulanan basıncı kâğıt peçete ve mendillerle ne yazık ki yapamıyoruz. Kurulayacağımız bölgeyi silerken oradaki kalıntıları temizlemek şöyle dursun eriyip dağılan kâğıt mendil parçaları da o bölgeye yapışarak kirliliği artırmaktadır. Öte yandan bu kâğıt mendillerin hammaddesinin çöplerden toplanan kâğıtlar olduğu ve amacı sadece para kazanmak olanlarca yapılan üretim koşullarını da göz önüne alırsak “nerede o eski mendiller” demeden duramayacağımız kesindir.

 

 

Nerede O Eski Mendiller

 

Evet, nerede o eski mendillerimiz. Sıcak yaz günlerinde tarlada bayırda çalışırken başımıza bağlardık “güneşlik” niyetine. Gölge yapardı bize Temmuz güneşi altında orak biçerken. Efil efil esen yeller, ensemize kadar uzanan uçlarını sallandırırken serinlememize katkı sağlardı bir yelpaze gibi. Alnımızdan gözlerimize burnumuzun ucuna ve ağzımızın içine dolan, saçlarımızın arasından ensemize doğru çağlayanlar gibi akıp gelirken aynı zamanda temas ettiği tozla birlikte harman sürerken derimizi değil yüreğimizi yakan terlerimizi bu mendillerle silerdik. İş güç dışında yolculuklarımız esnasında terimizi silmek için yanımızdan ayırmadığımız mendillerimiz yağmura tutulduğumuzda da yüzümüzü gözümüzü kurulamak için kendisine uzandığımız bir yoldaşımızdı. Yazın kurulanmak için kullandığımız bu mendiller kışın yine hayatımızın bir parçası olup burun akıntısı ve hapşırık gibi nezle ve grip hastalıklarının sorunlarıyla mücadele etmekte temizlenme aracı olarak kullandığımız temel eşyamızdı. Bu gibi durumlarda eskiden Avrupalılar burunlarını açığa doğru sümkürür ve kalıntılarını da ellerine kollarına silerlerken atalarımız cebinde bu işler için işlemeli mendiller bulunduruyordu. Elimizden, ayağımızdan yaralandığımızda kanayan yerimizi hemen onunla bağladığımız mendillerimiz burada bir ilk yardım malzemesidir. Gözümüze toz kaçtığında ya da gözbebeğimize yapışan çöpü almak için kullandığımız eşyamız temizliğine en çok güvendiğimiz bu bez mendiller değil midir?

 

Tek kullanımlık mendil önerenlerin yaptıkları temel yanlış da yine ortaçağ Avrupa’sının yaşadığı ilkelliğe dayanmaktadır. Mendiller içine sümkürülmek için değildir. Bu işin medeni davranışı mecbur kalmadıkça mendile sümkürmek değil, burun akıntılarımızı gidip bir lavaboda ya da çeşmede temizleyip mendille kurulanmaktır. Suya sabuna dokunmadan yapılan temizliğin ne kadar temizlik olduğunu varın siz söyleyin. El ve yüz temizliğinde kullanılmak üzere özel olarak nemlendirilmiş ve hoş koku verilmiş ambalajlı mendiller hakkında da pek fazla bir şey söylemeye gerek yoktur. Aktibakteriyelmiş, hijyenikmiş laf-ı güzaf…!

 

Hayatta tek temizleyici “akarsu” dur. Gerek dere, çay ve ırmaklardan çağlayarak akan su, gerek musluğumuzdan ve gerekse tas ile dökülen sular hep “akarsu”dur. Bu sular akarken hem temas ettikleri yerleri hem de kendilerini temizlemektedirler.

 

 

Sarmak, Saklamak ve Taşımak İçin kullanılan Mendiller

 

Sırf bu amaç için üretilmeseler de ihtiyaç hâsıl olduğunda içine yiyecek ya da herhangi bir ihtiyaç malzemesi konularak bir bakıma çanta ve torba niyetine kullanılan mendillere bohça, köyümüzdeki söylenişiyle “boğça” denilmektedir. Özelikle eve uzak tarlalarda çalışılırken yemek için eve gelinmez, bir su kabı ile içine ekşi ya da pekmez konulmuş derin bir çanak, ekmek ve kaşık konulmuş bu azık torbaları hep bir mendildi. Dağa odun etmeye giderken ya da yazıya mal gütmeye giderken “çıkın” olarak yanımıza aldığımız yiyeceğimizi hep bu mendile sarar öyle taşırdık. Öte yandan dedem rahmetli, sık sık konu komşunun kurutulmuş tütünlerinden içmelik olarak seçip doğradığı tütünü özelliği diğer tütünlere karışıp kaybolmasın diye kendi tütün torbasına koymaz mendiline sarıp sarmalar eve öyle getirirdi. Ninem parasını bir mendil içinde saklar ve taşırdı. İçine paralarını koyduğu mendilini rulo yaparak katlar ve iki ucundan bağlayıp düğüm yapardı. Dağda bayırda rastlanılan küçük yabani meyveler ya da tarlalarda, ağaçlarda hasat sonrası kalan “başak”lık ürünler yine bu mendile toplanıp eve taşınırdı.

 

 

İletişim Aracı Olarak Mendil

 

Temizlik aracı ve taşıma ve saklama işlevleri dışında mendilin kültürümüz içinde ağırlıklı olarak yer aldığı alan hiç şüphesiz ki sembolik anlamlarda kullanıldığı alanlar olup günümüzde bile yaygın olarak kullanılmaktadır. Burada amacına göre üretilmiş olan mendiller boy boy ve rengârenktir.

 

Köy düğünlerinin ana simgesi bu rengârenk mendillerdir. Evlenecek gençlerin tanışma safhasından başlayıp nişan ve düğün gibi bütün safhalarda bu mendiller hep el üstündedir.

 

Mendil, evlenecek gençler arasında “hatıra, armağan” olarak kullanıldığı gibi bir “haberleşme aracı” olarak da kullanılmaktadır. Tanışmak isteyen bir erkeğin gönderdiği genellikle ucu yanık mendil kız tarafından kabul edildiğinde “evet”, geri gönderildiğinde ise “hayır” anlamı taşımaktadır.

 

Mendil nişan, düğün vb. Nedenlerle karşılıklı gönderilen bohçaların da vazgeçilmez eşyalarındandır. Kız tarafına gönderilen mendil geri gönderildiğinde “size verilecek kızımız yok” demektir. Eğer mendil iade edilmezse “kızımızı istemenize memnun olduk. Buyurun görüşelim” Anlamına gelmekteydi. Her genç kızın çeyizinde kendi eliyle işlediği birkaç mendil mutlaka bulunur. Âşıklar uzaktan duygu, düşünce ve isteklerini mendil aracılığı ile birbirlerine bildirirlerdi. Gidip gelen hediye tepsileri, hediye bohçalarının da ana malzemesi hep o renkli mendillerdir.

 

Düğün dernek kurulduğunda mendil ilk önce “okuyucu”nun yanında gezen davulcunun davulunu, zurnacının zurnasını süsler. Ardından keşkek döven gençlerin omuzlarında, ortalık yerde döne döne oynayanların ellerinde ve nihayet gelin alma konvoyuna katılan bütün araçların anten ve dikiz aynalarında ortamı bayram havasına çeviren bu mendillerimizdir. En heyecanlı mendil ise gelinin baba evinden çıkıp yola koyulduğunu haber etmek için düğün alayından önce yola çıkarak gelin evinden düğün evine getirilen “haberci mendili”dir. Bu mendili getiren kişinin alacağı hediye yüklü bir bahşiş değilse en azından besili bir horozdur.

 

Mendilin her bir rengine ayrı bir anlam yüklenmiştir. Eskiden birbirini seven kişiler arasında adeta bir mendil dili oluşturulmuştur. Renklerine göre mendillerin ifade ettikleri anlamlar; Beyaz Mendil: Seni delice seviyorum; Eflâtun Mendil: Yarın penceremin önünden geçiniz, mektup vereceğim; Fıstıkî Mendil: Dikkat et komşular görecek; Kenarları mor Mendil: Çapkın! Pek hoşuma gidiyorsun; Kenarları Pembe Mendil: Sensiz yaşayamam; Kenarları Sarı Mendil: Birkaç gündür rahatsızım, çıkamadığımın sebebi budur; Kenarları Yeşil Mendil: Sana daima sadık kalacağıma söz veririm, gibi... Kırmızı Mendil: Seni bütün varlığımla seviyorum; Mavi Mendil: Kederlerdeyim, çok vefasızsın, sensiz mesut olamam; Mor Mendil: Hayatım senindir; Pembe Mendil: Bütün ümidim sende; Yeşil Mendil: Gönderdiğin mektubun cevabını bekliyorum, ne zaman göndereceksin?

 

 

Çocuk Oyunlarında Mendil

 

Mendil hep büyüklerin kullandığı bir eşya değil ki. Özellikle çocuk oyunlarında da çok sık kullanılan bir oyun aracıdır. Mendil, günlük yaşantımızda ve folklorumuzda, gelenekselleşmiştir. Bu bağlamda kapanın elinde kalan mendille “mendil kapmaca”, ebenin gözlerini bağladığımız mendille “körebe” ve ardına bıraktığımız halde aymayanı, ucunu top yaptığımız mendille patakladığımız “yağ satarım bal satarım” gibi çocuk oyunları mendille oynanan oyunlarımızdan bazılarıdır. Bu ve diğer çocuk oyunlarını “Köy Günlüğü”müzün “Oyunlarımız” bölümünde bulabilirsiniz.

 

 

 

MENDİL ÇEŞİTLERİ

 

Çıkın Mendilleri;  Büyük ebatta olan bu tür mendiller çıkın yapmak, öteberi vs. Koymak için kullanılır. Genelde koyu renkte olur. Yolculuk esnasında küçük çapta sofra altı olarak kullanılmaktadır.

 

Giysi Mendili; Giysiyi tamamlamak için erkek ceketlerinin üst cebine konulan küçük fantezi kumaş parçası. Genellikle bu tür mendiller kravatlarla uyum içinde olur.

 

Silme Mendilleri; Orta boyda olan bu mendiller burun ve yüz silmede kullanılır. Genelde sade olan bu mendiller el yüz temizliğinde kullanılır.

 

Süs Mendilleri; Ebatları küçük olanlardır. Bu tür mendillerin kenarları işlemeli, oyalı, dantelli olduğu gibi altın simli cinsleri de bulunmaktadır.

 

Ter Mendili; Bir peçete büyüklüğünde ve mutlaka renkli olan bu mendillerin çoğu da damalıdır. Ağır işte çalışanların yorulup terleyince, kuşaklarının arasına sıkıştırdıkları bu mendillerle silinip kurulanırlar.

 

Yas Mendili; Cenaze defin işlerinde tabutun üzerine örtülmek üzere hazırlanmış, büyükçe ve genellikle koyu renk ya da siyah mendil.

 

Yazma Mendil; Üzerine baskı tekniği ile desen basılmış mendil. Kenarları oyalı olur.

 

 

Bu Mevzu Bitmez

 

Mendilin kültürümüzdeki yeri o kadar çoktur ki hangi birini anlatsak bilemiyorum.

 

Eski Türk filmlerinde ağlayan bir bayana filmin jönü tarafından kibarca uzatılan mendillerden mi bahsetsek yoksa âşıkların bir birlerine pas vermek için özellikle Üsküdar’a gider iken hatununun yere attığı ve yağız delikanlının yerden alarak ''hanımefendi mendilinizi düşürdünüz'' diyerek verdiği mendilden mi bahsetsek?

 

Ya kentlerimizdeki Cami avlusunda veya sokağın köşe başına oturup “Allah rızası için bi ekmek parası” diye dilenenlerin önlerine serdikleri  mendillere ne demeli…!

 

Hele bir de telefonda şaka ya da sapıklık yapanların, ses boğuk çıksın diye de kullandıkları mendillerden de bahsedersek iş çığırından çıkacak demektir. En iyisi konuyu burada kapatmak…

 

Ancak şunu da aklımızdan çıkarmayalım ki tek kullanımlık kâğıt peçete ve havlular ulusal ekonomiler için başlı başına bir “israf”tır. İsraf ise dinimizde haram kılınmıştır. Düşünebiliyor musunuz bu mendiller için bir yılda kesilen ağaç miktarı ne kadardır? Vara yoğa sürüp, silip çöpe attığımız bu kâğıt mendil ve peçetelere her yıl ödediğimiz para miktarı kaç liradır? Oysa tertemiz yıkayıp, ütüleyip katlayarak cebimize ya da çantamızda taşıdığımız bez mendiller öyle mi?

 

Kalın Sağlıcakla.

 

/Çetin KOŞAR

30 Ocak 2010

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !