Aile Fotoğraflarının Yayını



Dört Kuşak Birarada: Hediye USTAOĞLU, Hanife-Salih-Ünzile-Tekin KOŞAR

 

Aile Fotoğrafları Yayınlanırsa Ne Olur?

 Kişisellikten uzak, kurumsal bir kimlikle yayınını sürdüren köyümüzün blog ve sitelerinde, öncelikle sahiplerinden rızalarıyla birlikte aldığımız, bazı fotoğrafları sizlerle paylaşıyorduk. Özellikle aile fotoğraf albümlerinden, temel özelliği ve işlevi, belge ve haber değeri taşıyan fotoğrafları”  aileler bazında yayınlıyorduk. Niçin yayınladığımızı da ilgili sayfanın başında aynen şöyle belirtmiştik;  “Bu bölümü hazırlamaktaki amacımız, kişisel albümlerimizde gizli kalmış, geçmişi günümüze taşıyan fotoğrafları ziyaretçilerimizle paylaşmak, hafızalarımızdan silinenleri ya da silinmeye yüz tutmuş olan insan, mekân ve eşyaları gözümüzde tekrar canlandırmaktır.”

 

Bilindiği gibi tarih, “belge ve kaynaklara dayalı olayları tespit etmeye, tarafları anlama ve algılamaya yarayan bir disiplindir. 19. Yüzyıl’ın ikinci yarısından sonra tarihçilerin kullandığı kaynaklar arasına fotoğraflar da dâhil olmuştur. Fotoğraflar mektupları, gezi yazıları ve biyografileri zenginleştirir. Fotoğrafların işlevleri ise; bildirmek, öğretmek, açıklamak, etkilemek, saklamak ve tanıklık etmektir. Fotoğraflar dönemin modasını, siyasetini, iktidar-halk ilişkisini ve toplumun sosyal davranış özelliklerini yansıttığı gibi günümüze ulaşmayan folklorik unsurları ve mimari eserleri görmemizi sağlar. Her fotoğraftan herkes bir şeyler çıkarır.” (Nedim İPEK, Osmanlı Dönemi Samsun Fotoğrafları)

 

Fotoğraf tarihine de bir göz atarsak, sekizinci yüzyılda İran asıllı bir İslam alimi olan Ebu Musa Câbir bin Hayyan'ın “Gümüş Nitrat'ın güneş ışığı etkisiyle karardığını” bulması ve 15. asırda Leonardo da Vinci'nin karanlık odada mevcut ufak bir deliğin dış dünyadaki görünümlerini aksettirmesi fotoğrafçılık tarihindeki önemli başlangıçlardır. İlki 1840’larda üretilen fotoğraf makinelerinin maliyeti oldukça yüksek olduğundan herkes fotoğraf çektiremiyordu. 19. yüzyılın sonlarından itibaren aileler de topluca fotoğraf çektirmeye başladılar. Önce devlet erkânı ve toplumdaki ileri gelen ailelere tanınan bu öncelik 20. yüzyılın ortalarından itibaren uygun makinelerin icadıyla önce orta halli ailelere ardından da “şipşakçı” denilen seyyar fotoğrafçıların imdada yetişmesiyle yoksul aileler de evlerinde, eğlence yerlerinde, düğün, bayram ve toplantılarda ücret karşılığı fotoğraf çektirmeye başladılar.

 

Nedim İpek hocamız devamla “Önceden bu aile albümleri eve misafirliğe gelen eşe dosta gösterilirdi. Çok değerli birer hatıra veya vesika olarak saklanan bu fotoğrafların tarihlendirilerek ve bazı ilave notlarla gün yüzüne çıkarmanın ve daha geniş kitlelerin hizmetine sunmanın zamanı gelmiştir. Önemsiz gibi görülen bu aile fotoğrafları aslında tüm toplumu ilgilendiren birçok figürü üstünde taşımaktadır. Arka plandaki objeler, alet edevat, giyim kuşam vs.” derken aslında bu hususta bizi de cesaretlendirmişti. Ancak bugün geldiğimiz noktaya göre “Günah”tır diye fotoğraf çektirmeyi reddedenlerin yanında çekilmiş fotoğrafları geniş kitlelere göstermeyi reddeden insanımızın müsamahası, hoşgörüsü, alçak gönüllülüğü, paylaşımcılığı ve bölgesel kültüre katkı sağlaması gibi konular için daha uzunca bir zamana ihtiyacımız olduğu görülmüştür.

 

Köylümüze ait eski aile fotoğraflarının yayınlanmasına, başlangıçta istekli oldukları halde sonradan vazgeçenlerin sayısının artması üzerine bu fotoğrafları siteden tamamen kaldırmanın yararlı olacağı kanaatine vardık. İnsanlarımızın, fotoğraflarının yayınlanmasına müsaade ettikleri gibi yayından kaldırılmasını da istemeleri en doğal haklarıdır. Hiç birisine kızmaya, darılmaya ve gücenmeye hakkımız yok. Müsaade ettiklerinde olduğu gibi şimdi de onların bu isteklerini “saygıyla” karşılıyoruz. Her şeyden önce “ailenin kutsallığı”na inanıyoruz.

 

Ancak anlamakta zorlandığımız ve bir türlü cevabını bulamadığımız temel sorun ise bu taleplerin köydeki köylülerimizden ziyade okumuş, tahsilli ya da köy dışında kent yaşamından gelen kimseler tarafından yapılmış olması. Yanlış anlaşılmasın, bugüne kadar aldığım yedi adet itirazdan beşi kendi aile çevremden gelmiştir. Netice itibariyle, amacımız köyümüzün kültürüne katkı sağlamaksa bunu yaparken çevremizdeki insanları kırmamaya, üzmemeye azami dikkat göstermek zorunda olduğumuzun bilincindeyiz.

 

Başlangıçta sadece kendi arşivimdeki eski fotoğraflardan yararlanarak bir takım belgesel yazılar hazırlarken aldığım “neden sadece kendi fotoğraflarını yayınlıyorsun? Köyde senden ve senin ailenden başka kimse yok mu?” tarzındaki sorulara maruz kalmam nedeniyle giriştiğim bu “açılımın” bilimsel olarak da “zor” olduğunun ta başından beri farkındaydım. Ama denemekte yarar vardı. Denedik. Olmadı. Ne yapalım? Ucunda ölüm yok ya!

 

Adına bağnazlık deyin, tutuculuk deyin ya da başka bir şey ne derseniz deyin ama bu çağda böyle bir durumla karşı karşıya kaldığımızda dönüp arkamıza bakmadan edemiyoruz. 19. yüzyılın sonları ve 20. yüzyılın başlarından iki adet aile fotoğrafıyla sizlere veda ediyoruz. Kim daha medeni ve cesur?

 

/Çetin KOŞAR

07 Şubat 2010



Gazi Mustafa Kemal Atatürk, eşi Latife Hanımın Ailesiyle birlikte.

 


Osmanlı İmparatorluğunun son halifesi Abdülmecid efendi ve kızları…

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !